Kültür Sanat Manşet

Okursanız Ufkunuzu Açacağını ve Çok Seveceğinizi Bildiğiniz Ama Bir Türlü Okumadığınız Kitapları Tek Tek Size Özet Geçiyoruz!

Adı geçtiğinde okudum dediğimiz, genelde bitiremediğimiz; bazen hiç başlamayıp hakkında yalnızca birkaç şey duyduğumuz, belki kütüphanemizin bir köşesinde durup asla başlayamadığımız kitaplar vardır. Bunlar ya son zamanların yeni çıkan aşırı popüler kitaplarıdır, ya klasiklerden ya da efsaneleşmiş sanatsal-düşünsel kalın sehpa üstü kitapları… Kendinizi mutlaka okuyacağım diye kandırmaktansa gelin size özetlerini anlatalım siz de bir oh çekin; ya meraklanır da tamamını okumak istersiniz ya tatmin olur aklınızdan tamamen çıkarırsınız, karar sizin.

Kürk Mantolu Madonna – Sabahattin Ali

Anlatıcı karakter olan Rasim, Ankara’da yaşayan ve kendi halinde ve kendini toplumdan dışlanmış hisseden bir tiptir. Raif Efendi’yi de girdiği bir işte tanımıştır. Rasim yapılacak bir çevirinin yetişmesi gerektiği için, işe gelmeyen Raif Efendi’nin evine girer ve olaylar bu noktadan sonra gelişmeye başlar.

Raif Efendi hasta olduğu zaman işe gidemez . Böyle zamanlarda Rasim ona yardım ettiğinden ev halkından birisi gibi olmuş, eşi ve kızlarından bile daha yakın biri olmuştur. Bir gün Raif Efendi çok hasta olmuş, hastalık ilerlemiş genç yaşında ölüm döşeğine düşmüştür. Bu sırada Rasim, Raif Efendinin not defterine ulaşır. Bundan sonra da hikayeyi Raif Efendinin yazdıklarından öğrenmeye başlarız.

Raif Efendi sabun fabrikası sahibi babası tarafından Almanya’ya işleri öğrenmesi için gönderilmiştir…

Burada, Almanya’daki bir sergide Kürk Mantolu Madonna adlı bir tablo görür. Bir sanatçının otoportresi olan bu resme platonik olarak aşık olur. Tabloyu seyretme seansınlarından birinde onun yanına gelen Maria Puder tablonun sahibi olan sanatçıdır. Tablonun sahibi ile konuştuğunu öğrenen Raif’in dünyası ise bir daha geri dönüşü olmayacak şekilde değişir.

Bir süre sonra birbirlerine aşık olan bu ikili için işler sarpa saracaktır. Türkiye’ye Maria’yı yanına aldırmak vesilesiyle tekrar dönen Raif Efendi, mektuplarının karşılıksız kalması üzerine merak içinde kalır ve ondan bir daha haber alamaz. Yıllar sonra Maria’nın kuzeni ile İstanbul’da karşılaşan Raif Efendi Maria’nın doğum sırasında öldüğünü öğrenir. Kuzeninin yanındaki kız ise Raif Efendi ile Maria’nın kızıdır. Ancak kuzen Frau von Tiedemann, kızı da alır ve trene binerek Bağdat’a doğru hareket eder. Yaşlanıp ölümünün yaklaştığını anladığında, bu güzel günleri kaydettiği defterinin yakılmasını genç iş arkadaşından rica eder…

Suç ve Ceza – Dostoyevski

Rodya Romanoviç Raskolnikov yoksul bir gençtir; Petesburg Üniversitesi’ndeki hukuk öğrenimini yarıda bırakır. Aklı Batı’dan gelen siyasi ve felsefi düşüncelerle karmakarışıktır. Nefret edilen, kötü bir tefeciyi öldürecektir. Böylece finansal problemlerini çözerken aynı zamanda dünya kötü, değersiz bir parazitten temizlenecektir. Raskolnikov, daha yüksek bir amaca hizmet eden bir cinayetin kabul edilebilir olduğuna inanır. Bir sürü hesap kitaptan sonra harekete geçer ve kadının evine giderek onu baltayla vahşice öldürür. O anda, Alonya ile birlikte yaşayan ve kimseye bir zararı dokunmayan üvey kız kardeşi beklenmedik biçimde içeri girdiğinden, Raskolnikov onu da öldürmek zorunda kalır. Müşterilerin rehin için bıraktıkları birkaç küçük süs eşyasını alır ve kimseye görünmeden oradan ayrılır.

Kimsenin kendisini görmediğini bildiği halde, Raskolnikov son derecede tedirgindir. Tedirginliği ailesi ve yakın çevresini de etkilenir. Raskolnikov’un hayatında üç kadın vardır. Bunlardan ilki olan annesi, düşkün ve müşfik bir kadındır. Hayatındaki ikinci kadın, kız kardeşi Dounia’dır. Hayatındaki üçüncü kadın ise Marmeladov adındaki işsiz kâtibin kızı Sonia’dır. Raskolnikov onunla ara sıra buluşmuş, arkadaşlık etmiştir. Sonia’nın ailesi, babasının ayyaşlığı yüzünden çok yoksuldur. Sonia, ailesine bakmak için fahişelik yapmaya başlamıştır.

Raskolnikov, öldürdüğü kadının evinden aldıklarını ve diğer delilleri saklayıncaya kadar çılgın gibidir…

Ödenmemiş bir borç yüzünden karakola çağrıldığında polislerin yanında baygınlık geçirir. Günlerce hasta yatar. “Katilin cinayet yerine dönmesi” kuralına uygun olarak, yakalanmayı ve rahatlamayı, arınmayı isteyen genç adam, öldürdüğü tefeci kadının evine gelir. Komiserle tanışır ve davranışlarıyla dikkat çekerek soruşturmanın baş zanIısı olur. Zeki bir adam olan Komiser Porfiry Petroviç, Raskolnikov’un katil olduğunu düşünür.

Raskolnikov, Sonia’ya suçunu ve aşkını itiraf eder. Sonia fahişelik yapmasına rağmen inançlı ve iyi yürekli bir kızdır. Ona acır ve suçunu polise itiraf etmesi ve bedelini ödemesi gerektiğini söyler. Sonunda vicdan azabı Raskolnikov’a suçunu itiraf ettirir. Sibirya’ya sürgün edilir. Sonia onun serbest kalacağı günü bekleyecektir. Raskolnikov, yine de aşırı bir pişmanlık duymamaktadır. Fakat en azından Sonia’nın sayesinde kendini dine verebilecektir.

1984 – George Orwell

Dünya, Okyanusya, Avrasya ve Doğu Asya olarak üç süper gücün denetimi altındır. Bu üç devlet sürekli birbirleriyle savaş halindedir ve müttefikler sürekli değişmektedir.

1984, Okyanusya adlı devletin baskıcı bir iktidar ile yönetilmesini konu almaktadır. Böyle bir toplumda yaşamını sürdürmeye çalışan bir memur ise baş kahramanımızdır. Baskı altında yaşayan toplumun yaşadıklarını ele alan kitap, içerisinde aşka da yer vermektedir.

Memur Winston, yavaş yavaş iktidara karşıt olan görüşün ta kendisine dönüşürken, bu görüşünü de sık sık dile getirmektedir…

Aşık olmanın bile yasak olduğu kitapta Winston Julia ile gizli aşk yaşamaktadır ancak en sonunda yakalanacaklardır. İkili çeşitli işkencelere maruz kalır. İşkenceler ile her ikisinin de doğru bildikleri her şey unutturulur. Böylelikle Winston Julia’yı bile tanımayacak hale gelir.

2. Dünya savaşından sonra toplumun baskı altında kalmasını sürekli olarak eserlerinde ele alan Orwell, bu eserinde de tamamen baskıcı iktidara karşı gelmek amacı ile düşüncelerini özgürce kitaplarında aktarmıştır.

Yabancı – Albert Camus

Kitap, kahramanımızın annesinin ölmesiyle başlıyor. Annesinin cenazesine gider. Seksen kilometre ötedeki bir şehirde hangi tarihte bile öldüğünü bilmediği cenazede herkesi şaşkınlığa uğratır. Annesini görmeyi hiç istemez. Annesini daha sonraki sayfalarda sevdiğini fakat her insanın sevdiklerinin ölmesini bir şekilde istediğini söylemiştir. Annesinin ölümünden bir gün sonra Marie adında bir sevgili bulur, onunla bol bol keyifli zaman geçirir. Marie çok neşeli ve konuşkan bir hanımefendidir. Ona karşı gayet sadık ve anlayışlıdır. Sık sık ahbapları ve Marie ile denize inerler.

Bir gün sahilde gezerken komşusunun belalısı Araplar ile karşılaşmıştır. Daha önceden kavga etmişlerdir ve olayın kapandığını sanmaktadır. Hava sıcak olduğu için gölge bir yer ararken Arap’a doğru yönelmiştir. Bu sırada Arap ile aralarında bir hengâme yaşanır ve kahramanımız onu öldürür. Daha sonra tutuklanan Mersault kendine bir avukat bile tutmamıştır.

Mahkeme tarafından ona tutulan avukat, Mersault’a özel hayatı ile ilgili birçok soru sorar….

Annesinin cenazesi ile ilgili tavırları karşısında şaşkınlığa düşer. Pişman ve üzgün gözükürse cezası hafifleyecektir. Fakat hiçbiri umurunda olmayan karakterimiz tepkisizliğiyle insanları daha da öfkelendirir. Ahlaki çöküşü idamına sebep gösterilir. Mersault için hiçbir anlam ifade etmeyen ölüm, içindekileri dışa vurmasına sebep olur. Onunla konuşmaya çalışan kişilere herkesin bir gün öleceğini, bütün hayatların da kendi hayatları kadar anlamsız olduğunu söyler. Böylece hikayemiz son bulur. Sorgu yargıcı Mersault’un idamına cinayeti yüzünden değil kayıtsızlığı ve duygusuzluğu yüzünden karar verir. Olayı değil, karakterin kendisini sorgular. Yaşananlar göstermiştir ki Mersault’un da dediği gibi herkes aynı derecede suçlu ve herkes aynı derecede suçsuzdur.

Tutunamayanlar – Oğuz Atay

Turgut Özben adındaki genç bir mühendis, yakın arkadaşı Selim Işık’ın intihar ettiğini gazeteden öğrenir. Bu intiharın sebebini araştırmak için Selim’in arkadaşları (Süleyman Kargı, Esat, Metin) ve sevgilisi (Günseli) ile görüşmeler yapar. Yaptığı araştırmalar sonucunda Selim’in hayatının karanlıkta kalan yönlerini, onu intihara sürükleyen sebepleri öğrenir.

Selim yaşadığı düzenle uyun sağlayamayan, küçük burjuva değerlerine ve onların ucuz yaşantısına sırtını dönmüş, bu yüzden de toplum dışına itilmiş, kitaplara sığınmış bir aydındır. Turgut, Selim hakkında öğrendiği bilgiler ve araştırmaları sırasında karşılaştığı olaylar sonucunda kendini sorgulamaya başlar.

O da Selim gibi bir tutunamayandır. Küçük burjuva değerleri arasında sıkışmış bütün yaşamını gelenekler, alışkanlıklar yönetmiştir…

Turgut Özben, Selim’in ölümünün izinde derin bir iç hesaplaşmaya girerek romanın sonunda evinden ayrılır. Her şeyini geride bırakarak bir trene biner ve gözden kaybolur.

Romanda anlatıcı, Turgut Özben’in trende tanıştığı, onun notlarını düzenleyerek kitabı yayımlayan gazetecidir. Tutunamayanlar romanını oluşturan metinler, gazetecinin önsözüyle başlar. Gazetecinin yazdığı önsözün adı “Sonun Başlangıcı”dır. Gazeteci editörün yazdıklarının aksine Tutunamayanlar romanı tamamlanmamıştır. Kitabın sonunda Turgut’un gazeteciye yazdığı mektup yer alır. Tutunamayanlar, baştaki “Sonun Başlangıcı” isimli önsözle, Turgut’un mektubu arasında yer alan, Batı edebiyatında çokça örneğini gördüğümüz kasten yarım bırakılmış bir romandır.

Dönüşüm – Franz Kafka

“Gregor Samsa, bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında kendini dev bir böceğe dönüşmüş olarak bulur. İlk başta gördüklerinin gerçek olduğunu inanmak istemez ancak yatağından kalkmak isteyince buna inanmak zorunda kalır. O artık dev bir böcektir. Kalkmak istemektedir ama artık ona yardımcı olacak kuvvetli bacaklarının yerinde birbirinden bağımsız hareket ediyormuş gibi görünen onlarca bacakçık bulunmaktadır.

Gregor ailesinin ve patronunun ona verdiği tepkiden sonra böceğe dönüştüğünü kesin olarak kabul eder.

“Boş yere zahmet etmeyin, Gregor öldü. Az önce Gregor’u çöpe attım.”

Gregor artık çalışıp eve para da getiremediği için, babası onun yaşadığı evi 3 kişiye kiralar; Gregor’un içinden çıkmadığı ve sürekli orada yaşadığı oda ise pis ve perişan bir haldedir. Babasının bu 3 kiracıya oğluna şimdiye kadar göstermediği ilgiyi göstermesi de onu çok üzecektir. 

Okulunu bırakıp iş bulmadı gereken Gregor’un kız kardeşi Grete ise, abisinin evden atılması gerektiğini dile getiren ilk kişidir. Babasının Gregor’u elma bombardımanına tutmasıyla Gregor’un sırtında açılan yara Gregor’un ölümüne sebep olur. Bir sabah evin hizmetlisi Gregor’u odasında ölü bulur, aile bireylerine haber verir. Aile bireyleri durumu gayet normal karşılar ve günlük hayatlarına devam ederler. Gregor’u da hizmetli faraşla çöpe atar. Ailecek uzun zamandır planladıkları seyahate çıkarlar.

Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens, İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi – Yuval Noah Harari

Hayvanlardan Tanrılara Sapiens, İsrailli bir yazar olan Yuval Noah Harari’nin bütün dünyada ses getirmeyi başarmış olan bir kitabıdır. Kitapta hayata dair birçok sorunun cevabının yer aldığını görebiliyoruz.

Hayvanlardan Tanrılara Sapiens kitabında insanların yaratılışına ve doğasına dair olan cesur soruların bilimsel olarak cevaplandığını göreceksiniz. Kitapta yer alan bazı sorular arasında; insanların neden paraya taptığı, insanlığın nasıl bu hale geldiği, kadın – erkek ayrımının nasıl ortaya çıktığı, gücün neden kötü kullanıldığı ve dini değerlerin neden kötüye kullanıldığı gibi birçok sorunun cevabı yer alıyor.

Kitap sorular ve sorulara verdiği cevaplar ile adeta insanlık tarihine ışık tutar nitelikte:

Avcı toplayıcıdan, beyaz yakalıya dönüşümümüz ve değişen (değiştirdiğimiz) dünyayla birlikte bu durumun biyokimyamız ve psikolojimize olan etkileri üzerinde duruyor. Özetle mutlu muyuz? Mutluysak nasıl, mutsuzsak neden? Peki şu anki bilimsel gelişmeler göz önüne alındığında Homo Sapiens‘i nasıl bir gelecek bekliyor? Transformers’a dönüşür müyüz, Frankensteinlar yaratır mıyız? Siborg ve genetik mühendisliğindeki nefes kesen gelişmeler, yaşamımızı, ahlaki kavramlarımızı ve biyolojik bir canlı olarak bizi nasıl etkiler?

Simyacı – Paulo Coelho

Rahip olmak istemediği için papaz okulundan ayrılan Santiago, babasından aldığı bir miktar parayla bir koyun sürüsü edinir ve koyunlarla birlikte dünyayı gezmek için yola koyulur. Bu yolculuğunun tek kılavuzu koyunlardır. Koyunların ilerlediği yolda ilerlerken bir gece dinlendiği bir yerde bir rüya görür. Rüyasında Mısır Piramitleri’ne gitmesi üzerine orda bir hazine bulacağını görmüştür.

Bu rüya üzerine koyun sürüsünü satıp Mısır’a doğru yola çıkar. Eline geçen para ve tanıştığı bir bilgenin verdiği biri siyah diğeri beyaz olan, siyahın evet, beyazın hayır anlamına geldiği iki taşı yanına alır. Bu taşlar karar vermede zorlandığında ona yardımcı olacak olan taşlardır.

Mısır’a gitmek için yola koyulduğu sırada tanıştığı bir Arap çocuk tarafından bütün parası çalınır. Bu yüzden Santiago bir billuriyeci dükkânında para biriktirmek üzere çalışmaya başlar.

Altı ay çalışıp yeterli parayı kazandıktan sonra tekrar yola koyulur. Bu kez de yolda bir İngiliz ile karşılaşır. İngiliz, Simyacı’yı aramaktadır. Simyacı kişilerin kurşunu altına dönüştürmesi bilgisini yeni öğrenen Santiago İngiliz’in ondan farklı olmadığını, ikisinin de bir amaç için yola çıkıp kendi kaderlerini çizdiğini görmüştür. Böylece İngiliz’den aldığı öğretilerle yola çıkıp çöle gider. Çölde Fatıma adında bir kadına aşık olur ve evlenmek ister. Fakat Fatıma’nın da isteğiyle evlenmek yerine önce yolculuğunu bitirmeye karar verir. Çölü de aşarak sonunda piramitlere ulaşmıştır.

Piramitlere ulaşan Santiago kumulu bütün gece kazar. Fakat bir şey bulamaz ve yorgunluktan uyuyakalır. Savaş mültecilerinin sesiyle uyanan Santiago’nun bütün altınlarını mülteciler alır. Yeri kazdığı için daha fazla altının orda olduğunu düşünen mülteciler Santiago’ yu yeri kazmaya zorlar. Bir şey çıkmayınca onu döverler. Amacının ne olduğunu soran mültecilere hikayesini anlatınca mültecilerden biri “Ben de rüyamda İspanya’ya gitmem gerektiğini, koyunlarıyla yıkık bir köy kilisesinde uyuyan bir çobanı bulup aramam gerektiğini gördüm. Eğer oraya gidip o çobanı bulursam ve firavun incirinin dibini kazarsam gizli bir hazine bulacakmışım. Ama aynı düşü 2 kez gördüğüm için çölü geçip İspanya’ya gidecek kadar aptal değilim.” der. Mültecinin bu sözlerinden gerçeği anlayan Santiago hazinesinin aslında nerde olduğunu öğrenmiştir. Serbest kaldığında geldiği yere geri dönüp sandığına kavuşur. Roman Santiago’nun “Geliyorum Fatıma, geliyorum.” sözleriyle biter.

Huzursuzluk – Zülfü Livaneli

“Harese nedir, bilir misin? Develerin çok sevdiği bir bitki vardır. Bu bitki dikenlidir ve deve bu bitkiyi yedikçe ağzı kanar, tuzlu bitkinin tadı ile kanın tadı karışınca deve bu tadı daha çok sever ve yemeye devam eder. Deve kendi kanına doyamaz hale gelir. Bu bitkiye de deve dikeni denir. Deve dikeni Ortadoğu’dur ve kendi kanından beslenmektedir.”

Zülfü Livaneli, insanı gerçekten huzursuz eden katmanlı bir yapıyla birçok konudan bahsediyor Huzursuzluk’ta. Ancak ana mesele, çocukluk arkadaşı Hüseyin’in ölüm haberini alan gazeteci İbrahim’in, bu ölümü araştırmak üzere Mardin’e gitmesiyle başlıyor. Hüseyin’in Suriye, IŞİD ve mülteci kampları arasında geçen hayatı ve aşkı, Ezidiler, savaş ve doğu kültürü sürekli olarak İbrahim’i derinden etkileyerek huzursuz ediyor.

“Merhamet zulmün merhemi olamaz.”

Hüseyin’in hikayesini öğrendikten sonra, onun eski karısı Meleknaz’ı bulması gerektiğini anlayan İbrahim, mektupları ve olayları araştırırken içten içe Meleknaz’a çekildiğini ve aşık olduğunu hisseder. Yine de bu olayın peşini bırakmamak için çok direnir. Sonunda Meleknaz’ı bulan İbrahim, Meleknaz’a ve çocuğuna bakmayı teklif etse de sürekli reddedilir. Reddedilse bile vicdanı tarafından sürekli huzursuz edilen İbrahim, aylarca Meleknaz’ı ilk buluştukları kafede beklemeye başlar. Ancak Meleknaz geldiğinde ondan aldığı cevap, İbrahim’de okkalı bir tokat etkisi bırakır:

“Merhamet istemiyorum, hiç kimsenin acımasına ihtiyacım yok, merhamet de zulmün bir parçası; ne bana acıyın ne de çocuğuma. Merhamet zulmün merhemi olamaz.”

Çavdar Tarlasında Çocuklar – J. D. Salinger

”Tanıştığıma hiç memnun olmadığım kimselere, durmadan, ‘Tanıştığıma memnun oldum’ demek beni öldürüyor. Ama hayatta kalmak istiyorsanız, ille de bu zırvaları söylemek zorundasınız. İnsanlar hep yanlış şeyleri alkışlıyorlar.”

Holden gitmekte olduğu yatılı okuldan Noel’den birkaç gün önce atılır. Okuldan derslerinin kötü olması yüzünden atılmıştır. Atıldıktan sonra ailesinin yanına gitmek yerine okulda eskiden tarih öğretmenliği yapan Mr. Spencer’ın yanına gider. Ama Mr. Spencer’ın yanında da rahat edemez ve yurda gider. Yurda gittikten sonra yurtta bulunan tüm arkadaşları ile küfürlü bir şekilde tartışıp oradan da uzaklaşır.

New York sokaklarında alkollü bir şekilde gezmeye devam eden Holden etrafındaki kimseyi sevmediğini söyler. O geceyi geçirmek için bir otel ve bir kadın satıcısı bulur. O gece de işleri yolunda gitmemeye devam eder. Sabah olduğunda eski sevgilisi olan Sally Hayes ile tekrar görüşmeye başlar. Ama Sally ile de işler yolunda gitmez ve birçok küfürle ondan da uzaklaşır. Bu olaydan sonra kız kardeşi olan Phoebe’yi görmeye gider. O anda ailesi evde yoktur. Kız kardeşi ona elindeki paraları verir ve Holden evinden tekrar ayrılır.

“Büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan çocuklar getiriyorum gözümün önüne. Binlerce çocuk, başka kimse yok ortalıkta –yetişkin hiç kimse…”

This undated image provided by The Story Factory, shows J.D. Salinger working on “Catcher in the Rye” during World War II. Shane Salerno, a screenwriter, has taken on a surprising and news-making identity: the latest, and, apparently, greatest seeker of clues about J.D. Salinger.(AP Photo/The Story Factory, Paul Fitzgerald)

Holden okulundan tanıdığı hoca olan Mr. Antolini ziyaret eder. Ondan birçok öğüt alan Holden hocasının evinde uyuyakalır. Uyandığında ise hocasının onun yüzünü okşadığını fark eder. Bu olaydan dolayı hocasının eşcinsel olmasından şüphelenen Holden o gece oradan da kaçar ve bir tren istasyonuna gider. Orada uyumaya devam eder. Sabah uyandığında başka bir hayat kurmadan önce kardeşinden aldığı parayı geri vermek ister. Phoebe’nin okuluna gider ve derste olan kız kardeşi için onu müzede beklediğini söyleyen bir not bırakır. Phoebe ise abisinin kaçma isteği doğrultusunda onunla beraber gitmeyi planlamaktadır. Ama Holden bunu kabul etmeyerek kız kardeşi ile güzel bir gün geçirir, ardındansa kaçmaktan vazgeçer.

Evde büyük bir karmaşa çıktığını biz okur olarak tahmin etsek de, yazar, ya da Holden, devamında bize neler olduğunu anlatmıyor…

Yaban – Yakup Kadri Karaosmanoğlu

I. Dünya Savaşı’na yedek subay olarak katılan Ahmet Celâl, bu savaşta tek kolunu kaybederek geri döner. İstanbul İngilizler tarafından İşgal edilince emir eri Mehmet Ali’nin davetine uyarak onun Porsuk çayı kıyısındaki köyüne gider. Ama aklı sürmekte olan savaştadır. Köyde, her gün gazete getirterek gelişmeleri izler. Fırsat buldukça da köylülere gelişmelerin önemini anlatır. Köy halkı, yoksulluklarının ve cahilliklerinin asıl sebebi olan Salih Ağa’ya bağlıdır. O, ne derse ona inanırlar. Salih Ağa’nın etkisiyle kimse Ahmet Celal’e yanaşmaz. Köylü onu “yaban” olarak niteler. Bu duruma üzülen genç subay bunalıma düşer, iyice bunaldığı bir gün gezmeye, hava almaya çıkar; Emine ile karşılaşır, ona ilgi duyar. Ne var ki Emine, Mehmet Ali’nin kardeşi İsmail’in karısıydı. Aradan günler geçer. Köy Yunanlar tarafından işgal edilir. Yunanlar köyü yakıp yıkarlar, köylülere işkence ederler. Köylülerin çoğu köy meydanında topluca öldürülür. Ahmet Celal ve Emine birlikte bu ölüm çemberinden kaçıp kurtulma isterler. Arkalarından ateş edilir, ikisi de yaralanır. Güçlükle köyün mezarlığına ulaşırlar. Sabaha kadar orada beklerler. Ertesi gün yola çıkacaklardır. Fakat Emine yarası ağır olduğundan yürüyecek durumda değildir. Ahmet Celâl, elindeki anı defterini Emine’nin eline tutuşturur, bilinmeyen bir yöne doğru gider.

Sakarya Savaşı’ndan sonra o bölgeden düşman ordularının çekilmesi üzerine köye gelen düşman zulümlerini araştırma kurulu yıkıntılar, kömürleşmiş insan kemikleri arasında bir defter bulur, kenarları yanık, ortası yırtık bu defter Ahmet Celâl’in anılarını yazdığı ve son anda Emine’ye teslimi ettiği defterdir.

Sefiller – Victor Hugo

Jean Valjean ekmek çalma suçundan 5 yıl kürek cezası alır. Kaçma girişiminde bulunduğu içinde cezası artar ve 19 yıla çıkar. İçindeki iyi duyguları kaybetmiş biri haline gelir. Hapisten çıkar ve iş aramaya başlar fakat hapis geçmişinden ötürü iş bulamaz. Bu arada bir piskopos evini ona açar. Jean bunun kıymetini bilmez ve gümüş bir seti çalmaya çalışır. Piskopos bunu görür ve sesini çıkarmaz hatta üstüne bir çift gümüş şamdan hediye eder. Şamdanlardan gelecek para ile namuslu bir adam olma yolunda ilerlemesini söyler.

Jean Madeleine adını kullanarak iş hayatına atılır. Kısa sürede zengin olur. Bir polis şefinin elinden zavallı bir kadını kurtarır. Birdenbire ortaya çıkan Madeleine’nin kim olduğunu merak eden polis şefi araştırmaya başlar. Aynı adla birinin yakalanmasını ve suçsuz yere hapis yatmasına dayanamayan Jean polis şefine teslim olur. Jean zindana atılır fakat sonrasında kaçmayı başarır. Daha önce kurtardığı o kadının kızını yetiştirmek ister.

Jean bir manastırda saklanmaya başlar, bu sırada da kızı kendisi büyütmeye başlar. Kız üniversitede Marius asında biri ile tanışır ve hatta Jean da Marius’u korur. İhtilal başladığında karşı safta yer alan polis şefi yakalanır ve idama mahkum edilir. Jean bu işi alarak polis şefinin kaçmasına yardım eder. İhtilal sürerken Marius çatışma esnasında yaralanır. Marius’a ise bu polis şefi yardım eder. Jean teslim olmak için geri döner ama polis şefi orada yoktur çünkü kendini nehre atarak intihar etmiştir.

KAYNAK: https://onedio.com/haber/okursaniz-ufkunuzu-acacagini-ve-cok-seveceginizi-bildiginiz-ama-bir-turlu-okumadiginiz-kitaplari-tek-tek-size-ozet-geciyoruz-872563

İlgili Yazılar

Kredi kartları azami faiz oranları açıklandı

Tokattan Haber

TOPEKTAŞ ve YALÇIN BEKLER

Kadir Özbilgin

Cumhurbaşkanlığı sistemi ne getiriyor?

Tokattan Haber

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir