Editör'ün Seçtikleri Manşet

Erdoğan’ın tek ve gerçek rakibi

Mevcut siyasi aktörler, partiler Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın rakibi değil.

Bu seçim sonucu bunu bize bir kez daha gösterdi.

Peki niçin olamıyorlar? Niçin olamazlar?

Bunun iki nedeni var.

Birincisi: Partilerin yapısı. Yani her birinin toplumun bir kesimini temsil ediyor olması.

Kimi Kürtlerin, kimi milliyetçilerin kimisi Atatürkçü/Alevilerin kimi de muhafazakar dindarların siyasi temsilcisi konumunda.

Türkiye’yi bütün gören, ona göre kadro kuran ona göre politika belirleyen bir siyasi parti yok ne yazık ki.

Söylemde hepsi demokrat, hepsi özgürlükçü, hepsi hukuktan, eşitlikten yana gibi gözükse de kadrolarını ve politikalarını temsil ettikleri toplum kesimi ve onların hassasiyeti belirliyor.

Böyle olunca de en geniş kesimi temsil eden parti/lider her seçimde bütün olumsuzluklara rağmen zaferle çıkıyor.

Partiler bu yapıda kaldığı sürece parti liderinin değişmesinin bir yararı olmuyor.

Bunu yıllardır görüyoruz.

Çünkü o kabın içine giren lider kabın seklini alıyor.

İnsanlar değişiyor, hassasiyetler, değerler, öncelikler değişiyor ama mevcut siyasi partiler bu değişimden hiç etkilenmiyor.

Ortaçağ’dan kalma siyaset anlayışıyla 21. yüz yıl insanına hitap etmeye çalışıyorlar.

Böyle olunca da toplum, bütün olumsuzluklara rağmen mecburen eskiler arasında kendine en yakın gördüğü en güçlü olanı tercih ediyor.

Yeni seçmen eski siyaset

Daha önce de yazdım, Türkiye’de artık iki türlü seçmen var.

Bir tarafta kimliği, inancı, mezhebi, ideolojiyi, yaşam tarzını öncelikli gören, siyasi tercihini bu değerler üzerinden belirleyen seçmenler var. Bunlar her partiye dağılmış durumda.

Diğer tarafta gerçek anlamda demokrasiyi, hukuku, özgürlüğü, eşitliği, saygınlığı, dürüstlüğü önemseyen bu değerleri gerçek anlamıyla benimsemiş zihninde ‘biz ve onlar’ ayrımı olmayan bir siyasi anlayışa sahip olanlar var. Bunlar da kendine en yakın gördüğü partiye/adaya oyunu kerhen veriyor.

Mevcut partilerin hepsi birinci gruptaki seçmenlere hitap ediyor.

İkinci grupta olan, ülkenin iyi eğitimli, üreten, düşünen farklı kesimlerdeki insanları bir araya toplayacak bir siyasi anlayış, bir aktör çıkmadığı sürece eskiler içinde en güçlü olan mevcut iktidar kazanmaya devam edecek.

Peki Muharrem İnce ikinci grubun ihtiyacını karşılayamaz mı?

Ne yazık ki hayır.

Cumhurbaşkanlığı seçimi kampanyasında kullandığı kuşatıcı, birleştirici, demokrasi, eşitlik, özgürlük temalı konuşmaları dikkat çekmiş olsa da Muharrem İnce iki nedenle bu ihtiyacı karşılayacak bir siyasi profil değil.

Birinci nedeni parti kimliği.

Bir makama talipken seçim kampanyasında yapılan demokrasi, özgürlük, eşitlik temalı konuşmalar topluma inandırıcı gelmiyor.

Etkili de olmuyor. Olmadığını da gördük.

Yani hem parti hem de kişisel bagajı buna engel.

İkinci nedeni ise kişisel üslubu, tarzı, yaklaşımı.

Bu seçimde muhalefetin en büyük yanlışı ‘Erdoğan’ı ancak onun gibi biri yener’ yaklaşımıydı.

‘Onun gibi kavga eden, onun gibi bağıran, laf sokan, meydan okuyan, haddini bildiren bir lider olursa Erdoğan’la baş edebilir’ düşüncesi, kanaatim odur ki bu seçimin en talihsiz stratejisiydi.

İnce bu tarzıyla Erdoğan’ın tuzağına düşüp seçimin horoz dövüşüne dönüşmesine neden oldu.

Sosyal medyanın zehirleyici gazıyla ‘Ağzının payını nasıl verdim ama’, ‘Nasıl da haddini bildirdim ama’, ‘Kavgaysa kavga’ yaklaşımı insanların psikolojik olarak en yakın gördüğü adayın etrafında toplanmasına neden oldu.

Bu kavgacı tarz, Erdoğan’ın bu tarzından rahatsız olan yukarıda bahsettiğim ikinci gruba ait AK Partili seçmen kitlesini de yeniden Erdoğan’ın yanına itti.

Halbuki Erdoğan’ın rakibi olan adayın üslup, yaklaşım, tarz olarak Erdoğan’a da ders verecek bir bilgelikte, olgunlukta, saygınlıkta olması gerekiyordu.

Saygınlık, olgunluk, içtenlik, efendilik, ağırbaşlılık ama beraberinde kararlılık, cesaret, dirayet barındıran bir yaklaşım Erdoğan’ı da toplum nezdinde açığa çıkarabilirdi.

Yukarıda bahsettiğim, evrensel değerleri, saygınlığı, efendiliği, dürüstlüğü önemseyen ikinci gruptaki seçmen bu değerleri siyasetçinin sadece söylemlerinde değil kişiliğinde de görmek istiyor.

Daha iyi anlaşılması için bir anekdot aktarayım.

Seçimden birkaç gün önce bir taksiye bindim.

Taksici beni görür görmez “Yıllardır AK Parti’ye oy veriyorum, seni okudum, dinledim AK Parti’den koptum, şimdi söyle bakalım bana ben kime oy vereceğim?” deyince “Muharrem İnce’ye verebilirsin” dedim.

“Abi ben Erdoğan’dan kopup çakma Erdoğan’a oy vermem” deyip kestirip attı.

‘Çakma Erdoğan’ algısını yaratan, ne yazık ki sosyal medyanın gazıyla kavgacı, had bildiren, meydan okuyan üslubu, yaklaşımı toplumda geçerli değer sanan, İnce’nin kendisi oldu.

Peki İnce’nin mitinglerindeki kalabalığa, heyecan dalgasına, değişim özlemine ne diyeceğiz?

Hepimiz biliyoruz ki bu kalabalıkların, bu heyecan dalgasının toparlayıcısı İnce değildi.

Toplumdaki değişim talebiydi.

Ülkenin gidişatına karşı toplumda oluşan ‘Yeter’ duygusuydu.

İktidarın ülkeyi götürmeye çalıştığı istikamete duyulan isyandı.

Bu insanları bir araya getiren İnce’nin kendisi değil belki ama değişimi temsil eden konumu ve konuşmalarıydı.

İnce, değişim talep eden fakat kişisel/partisel bagajından dolayı farklı partilerdeki seçmenleri çekemediği için muhalefetin bir kısmını toplamakla yetindi.

Peki bu durumda Erdoğan’ın rakibi kim olacak?

Erdoğan’ın tek ve gerçek rakibi toplumdaki değişim talebidir.

Yani o mitinglere katılan, hatta katılmadığı halde o değişimi arzulayan toplum kesimleridir.

Onların taşıdığı özlemdir, heyecandır, yaşanabilir Türkiye hayalidir.

Kimsenin kimliğine, inancına, mezhebine, ideolojisine, yaşam tarzına bakmayan, özgür, eşit, refah seviyesi yüksek; bilme, sanata, eğitime, hukuka önem veren bir Türkiye hayali taşıyanlardır.

Erdoğan sandıkta herkesi yenebilir ama toplumda her geçen gün biraz daha artan, büyüyen bu değişim talebini yenemez.

Esas olan bu heyecanı, bu arzuyu korumak ve sürdürmektir.

Olana razı olmadan daha iyi, daha yaşanabilir, daha özgür, daha huzurlu bir Türkiye hayalini canlı tutmak, yaşatmak ve gerçekleştirmek için herkesin elinden geleni yapmasıdır.

Zaman Erdoğan’ın olsa da vakit değişimden yanadır.

Sonunda kazanacak olan da bu değişim talebidir, arzusudur.

Dünya dönerken, insanlar değişirken, evrensel değerlerden uzak siyaset anlayışı varlığını sürdüremez.

Sürdüremeyeceğini hep birlikte göreceğiz.

Levent Gültekin

 

Kaynak: Diken

 

İlgili Yazılar

Başkan Eroğlu, Kemer Mahallesi’nde incelemelerde bulundu

Tokattan Haber

İçerik ve Sosyal Medya Pazarlamasında 10 Altın Kural

Tokattan Haber

Kimler Arasında? Saadet Partili Abdullah Sevim’den Bir ‘Seçim’ Konuşması

Tokattan Haber

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir